Yeni Türk Lirası Simgesi

Çiçeği burnunda açıklanan Türk Lirası’nın simgesi Sosyal Medya’da tartışılmaya başlandı bile.

Simgelerinin küçük olması, Türk Lirası’na yakışmaması, Euro benzerliğinin çok fazla olması tartışmaların başında geliyor. Bu durum olumsuz yorumların ağırlıkta olduğunun göstergesi. Bakalım olumlu yorumlar ve tartışmalar daha ne kadar sürecek.

Takdir Türk Halkının… 

HİSSEDEBİLMEK

Gözlerini kapat…

Hayatını düşün, yaptıklarını , yapmayı planladıklarını; ama yapamadıklarım diye bir secenek olmasın, pişmanlık olmasın, endişe de … Düşün en tatlı anlarını, en acı anlarını, en zevk aldığın anlarını… Kimsenin anlayamayacağı , kimseye tanımlayamayacağın duygularla belirdi aklında değil mi?O anları paylaştıklarını getir hatrına, aileni, dostlarını… Düşün ki o anları herkes farklı yaşadı, farklı yorumladı. Belki senin için unutulmazlardandı , hayatına anlam kattı ama bunların çoğu farkında olmaksızın gerçekleşti , tamamen doğal ve içten … O yüzden hatrındalar , seninleler , senin sırrınlar , ve hep sende saklı kalacaklar… Bu hayatta herşeyi paylaşabilirsin insanlarla , birşey hariç onları yaşarken hissettiklerin …

Reddetsekte bazen, aslında herşey duygular üstüne kurulu, bir müzik çalar hafiften, bedenler yavaşça sallanmaya başlar, bu yumuşacık müziğe karşı kendini kaptırmayı inatla reddedenler vardır , ya gerçekten müzik onların tarzı değildir, ya da kontrol düşkünü , kendini keşfedememiş insanlardırlar. Genellikle bu müziğe benzettiğimiz şey hayatın ritmidir ve ona kendi zevkimize uygun notalar ekleme şansımız vardır. Bunu kimileri iyi değerlendirir , klasikle başlamışsa klasikle bitirir, kimi yöresel takılır, kimi de mix yapar . Mühim olan bu parçaları neyle kombine edeceğindir, hani bazen kulağına bir nota çalınır,sana yabancıdır ama seni derinden etkiler ,tekrar tekrar dinlemek istersin. İşte o senin parçanı destekleyecek unsuru oluşturur. O ıkı parca, dogru gelırse bır araya bır hit olur… Ve birbirinin aynı olma zorunluluğuda yoktur ,sadece birbirini tamamlaması gerekir. Bir inişte diğeri çıkmalıdır ki, eksikleri dordurabilsinler…Günü geldiğinde herkes parçasını tamamlar ve yenilere hatıra bırakır . Bunlardan bazıları kulağımızı tırmalar. Dikkatle dinleyince , her fonun güzel olduğunu farkedersin ama kombinasyondaki problemler onu katlanılamaz kılar. Bazılarından da defalarca dinlesekte bıkamayız. Bunun en önemli sebebi uygun notaların bir arada bulunması ve bu sayede kendimizden birşeyler bulbilmemizdir.

Hayatta herşey duygular üstüne kurulu , farzet elimde daha önce hiç tatmadığın bir meyve var , kırmızı , küçük küçük taneleri olan, o küçük taneler de bir araya geliyor , ve bir bütünün parçalarını oluşturuyorlar. Çevrendekilerin kimi güzel , kimi çirkin diyor; ama henüz sen tatmamışsın. Şimdi sana desemki tadı nasıl? Tarif edebilirmisin bana? Tatmadan bilemezsin ama daha önce denemediğin için, lezzetini beğenip , beğenmeyeceğine dair ,bir şüphe de duyarsın . Ya sırf bu şüpheden dolayı vazgeçersin , yada kimseyi dinlemeyip tadarsın ve kendi analizini oluşturursun . Tabi yeni birşey olduğu için vücudunun göstereceği reaksiyonlarıda önceden kestiremeyebilirsin belki alejin vardır? Peki denemeden bilebilirmisin? Asla …

Hayatta herşey duygular üstüne kurulu , bir film afişi görürsün , afişteki karakterlerden birinin dış görünüşüne hayran kalırsın , filmi izleyince, o karakter büyüsünü kaybeder ve aklından hiç geçmeyen bir başkası onun yerini alır. Bunun sebebi onun daha çekici olmasından olmaz çoğunlukla, karakterin filmdeki mimiklerinden, iletişiminden ve davranışlarından kaynaklanır. Ne kadar desekte tip önemli, genellikle birliktelik paylaşan insanlar , hayal ettiklerinin tam tersiyle karşılasır ve birleştirir hayatını … Şekil beyine , davranışlarsa kalbe işler çünkü…

Bu güne kadar birçok ülkede, birçok karakterle tanıstım, birlikte zaman geçirdik ve yeni kültürlerle tanıştım bu sayede… Geniş bir bakış açısına sahip oldum, farklı diller konuşan ,farklı görünüşe sahip , farklı dinlere hizmet eden insanlar.Bu farklılıklara karsın bırlık ve beraberlıkle , kımı zamanda savasla ,kanla, acıyla hayatını sürdürmeye devam eden , farklı amacları farklı beklentileri olan yüzlerce insan…

O insanlardan biriyiz bizde kendine özgü hayalleri, hedefleri, doğruları , yanlışarı olan… Hepimiz bu kadar ortağız işte…İnsanlar her zaman herşeye kendi yorumunu katar benimsetmek içinde diretir kimi zaman, mühim olan onu benimsemek değil , kendi yaşam felsefeni ekleyebilmek… Gurur duyun yaptıklarınızdan , pişmanlıklarınızla depresyona sürüklemeyin kendizi, yaşandıysa bilin ki var bir hikmeti…

Şükrediyorum nefes alabildiğim için, yaşamımın farkında olduğum için , hayatı hissedebildiğim için , ya diğerleri gibi farkında olmaksızın yaşasaydım? Hayatın parçası olurdum , hayatın benim bir parçam olması gerekirken… Öğrendiğim en güzel şeyki yaşamadan bilemezsin, anlayamazsın karşındakini, hatta yaşasan da anlayamazsın.

Çünkü her duygu sadece sana tanımlı…
Zülal Palazlı


Blogger Anne Babaların Kanserle Savaşı

Sivil Toplum Kuruluşlarının geleceği şekillendireceğini her zaman söylemişimdir.Bir elin nesi varsa yüzlerce elin gürültüsü istenilen baskıyı yapacak diye hep elimden geldiğince dahil olmaya çalıştım. Birçok Gençlik Derneği’nde başkanlık, yöneticilik yaptım. Birçoğunda hala görev almaya devam ediyorum.

Bunlar her türlü baskıyı oluştursunlar diye de özenle seçiyorum. İnsani Yardımı özümseyen bir dernek, Genç Girişimcilerin oluşturduğu bir dernek, Kitap okumanın ne kadar büyük bir lütuf olduğunu gösteren bir dernek şu sıralar dahil olduklarım, ancak gözden kaçırdığım bir dernek varmış ki; bu derneği sosyal medyadan gözüme gözüme sokan büyük insanlara teşekkür ederim.

Peki kimmi onlar? @didakaymaz @yesimmutlu @begumkayar @IgalBiton….

#kansersizyasamderneği ve #bloggerannebabalar diye iki tane yüreklerde kocaman iz bırakan hashtag ile Meme Kanseri nezdinde kanserin her türlüsüne dur demek için kolları sıvamışlar, bunun için yazılar yazmışlar, seslerini birlikte çıkarmışlar ve ses çıkaracak birliktelikler aramaya devam etmişler. 9 Martta da Dida Kaymaz önderliğinde de buluşuyorlar.

Sosyal Medyada onlarca oluşumu başlatan ve onlarca oluşuma dahil olan ben buna da katılmazsam olmazdı. Hazırlanmış yemek kıvamına gelmiş kampanyaya bir tutam olsa da tuz serpiştirmek istedim. Başarılı oldum mu, olur muyum bilemedim ama bildiğim tek birşey var o da birlikteliğin en çok lazım olduğu noktada bu tuzu serpiştirdim.

Şimdi bunu okuyacak 2-3 kişi dahil olsa #kansersizyasamdernegi ve #bloggerannebabalar ı öne çıkarsın bu bana ve edindiğim göreve yetecek de artacak bile. Bi de üstüne o da tuz serpiştirmek isterse değmeyin keyfime.

Bu 4 tane yüreği büyük insana bu anlamda sonsuz teşekkür ederim.

Kanserden Uzak, Sağlıcakla Kalın

DAİMA

formspring.me

Ask me questions about 180-190 soru olduğu için http://www.formspring.me/huseyinsavas1

Sen

 Seeeeeeeen…Hani yaşanır ya en derinden; AŞK dersin, HAYAT dersin, belki de O’dur vazgeçilmezin… Umudu esir almışsındır ve hayallerin en uç noktadadır….Şaşırırsın kalbinde O’nu koyacağın yeri… Böyle başlar ve elbet biter…. Nasıl bittiği değildir önemli olan ve yine Seeeen dersin. Ama bu Seeeeen hep farklıdır diğerlerinden.. Unuttuğun kendin, oluverir en kıymetlin… O’nu yaşarkenki seeeeen bittikten sonraki Beeeeen olur. Suçlu hep O’dur…. Oysa Sen; gerçek BEN olabilseydin SEEEEENN derken anlatamadığın güzellikleri BEEEENN diyerek anlattığın egoistliğine eş tutmazdın. AŞK’ı yalana çevirmez HAYAT’ı boşa geçirmez ve O’nu tanımamış farz etmezdin…
E.K



kurduklarım,kırdıklarım…yaşadıklarım,yaşayamadıklarım..ve yazdıklarım,cesaret edip yazamadıklarım..her saniyeyi ben bunlarla geride bırakırım..seni de kurdum yaşadım kırdım bıraktım derken anladım ki bir yanım yaşayamamış, kırılmış,bırkmamış bırakılmış….
E.K


Epeyce zaman oldu sen gideli.Ne selamın geliyor artık ne de havadislerin.Zordu aslında sana git demek ya da beni seversen kal diyebilmek.Biri yaşanmışları bir kalemde silmek diğeri egoist olmayı seçmek.. Söyleyemedim,diyemedim işte varmadı dilim ve sen gitmeyi seçtin…Kısacık bir hikayenin upuzun sonrası var şimdi….

E.K

Her derde deva arkadaşlarım!

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?
neden bazıları hatta marjinal?

Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum?
Neden kimse anlayamıyor?

Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı
“ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.

Biriyle uslu, kibar oluyorum.


Diğeriyle şakalar yapıyorum.


Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.


Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum

Biriyle oturup çay içiyorum.


Diğeriyle dans ediyorum.


Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.


Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.


Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki,
tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor.


Arkadaş hazinesi!

Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde,
kötü gönümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım…


Hepsi farklı günlerde aldığım rengarenk anti-depresanlarım sanki.

Mehmet Öz’den yeni bir şey daha öğrendim.
Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış.

Şaka değil! F vitamini diyor Mehmet Öz arkadaşlar için.

(F “Friends”den geliyor.)
F vitaminin sağlığımıza faydaları say say bitmiyormuş…
Yapılan araştırmalara göre güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda
depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyormuş.

Düzenli F vitamini kullanmak sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hâle getirebiliyormuş.

Dostluğun sıcaklığı stresi azaltıyor, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyormuş.

Yaşasın!!Bilmeden yıllardır ne çok vitamin depolamışım vücudumda.

Neymiş, arkadaşlara çok önem vermeye,
mümkün olduğunca çok bağlantıda kalmaya,
beraber her şeyin komik bir tarafını bulmaya devam….
Gülerken ağzımızı kocaman açmayı da unutmuyoruz,
uçuşan bütün F vitaminlerini yutuyoruz (!)

İyi ki varsınız,

Sevgilerimle…

Değerli bir arkadaşımın mesajını sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgi ve Saygılarımla.

MMATalks Bereketi- Esma Sultan Yalısı

                        

Hayat tırmalamalarla başarıya ulaşma sanatıdır derler, bende elimden geldiğince onun çabası içerisindeyim ve yine o başarılardan biri; İstanbul MMATalks…

Read More

mercata.com artık yok. Neden mi?

90’ların sonunda tohumlar filizlenmeye başlar mercata.com için. Bir grup satın alma sitesi olarak doğumunu gerçekleştirmiştir. Müşteri yoğunluğuna bağlı şekillendirmeye başlar site kendisini. Ne kadar çok yoğunluk olursa bir üründe üründe o kadar kendi fiyatını aşağı indirir. Ama site kendini zarara uğratmamak için bir alt limitte belirtmiştir tabi ki. Burada da tedarikçiden aldığı % 5 komisyonla kazancını belirler. Bu satışları; elektronik, hediyelik eşya, saat, mücevher ve spor malzemeleri gibi genel tüketim malları gibi birsürü malzemeyle yapar ki bu geniş ürün çeşitliliğiyle kazancı da artabilsin.

Doğumu nasıl hızlı olduysa bu şekilde kazancına kazanç katarak gelişmesi de hızlı bir şekilde olmuştur.  Bu gelişme doğal olarak yatırımcıları da tetiklemeye bu siteye yatırım yapmaya sürüklemiştir. Europ @ web, Amerindo, Global Perakende Ortaklar, Highland Capital Partners ve Thomas Weisel.

Sadece bunlar değil şirketin % 55’ine sahip olan Vulcan Ventures de 90 milyon dolar yatırım yapmış ve siteyi desteklemeye devam etmiştir.

Şirket gelişimini olağan bir şekilde hızlıca devam ettirirken 2001 yılında aldığı bu motivasyonlar neticesinde 100 milyon dolar gibi bir rakamla borsaya açılmak ister ama bu teklifi bazı sebepler neticesinde kabul edilmez. İşte ne olduysa o andan itibaren olmaya başlar. Borsanın kabul etmemesinin üstüne bir de yatırımcılardan en büyüklerinden biri olan Microsoft’un kurucularından Paul Allen gelecek tüm yatırımlarını geri çeker. Borsaya girememesi, yatırımcıların elini şirketin üstünden çekmesi mercata.com’u para sıkıntısına sokar ve şirket ağustos ayına gelindiği vakit istifa bayrağını çektiğini ilan eder.

İyi de neydi bu ani başarısızlığın sebebi?

 İlk sebebi örnekle açıklamak daha doğru olacak;  Ne zamandır bir mp3 istiyorsun..paranı da biriktirmeye başlamışsın…istediğin birkaç özellik var tabi…mp3 dışarı ses versin bir de ses kaydı yapabilsin istiyorsun..mercata.com’a girdin ve bir baktın ki bir mp3e inanılmaz yoğunluk var ve fiyatı oldukça düşmüş durumda..ama ne dışarı ses verebiliyor ne de ses kaydı yapabiliyor bu mp3..ya da satışı bitmek üzere ama sen daha tam paraya erişememişsin..işte o zaman mercata’yı bırakıp başka siteye yönleniyorsun..Bu durum sadece bir ürün yada bir kişiyle değil fazlaca ürün ve fazlaca kişiyle yaşandığı zaman kesinlikle büyük kayıp anlamına geliyor.

İkinci sebep; herkesin bildiği herkese monoton gelen ürünlerin sergilenmesi belki de. Kişiye özel olması gereken hiçbir ürün yok, bu da kişileri yine mercata’dan kaçırmaya yarıyor ve kazançlar düşüşe geçiyordu.

Üçüncü sebep; süre sıkıntısı. İhtiyacım olan ürünün almak istiyorum fakat süresi bitmiş ya da o anlık sergilenen ürün pek de ihtiyacımı karşılamıyor. Yine dalgalanma ve yine kazanç gerilemesi.

Dördüncü sebep;  tabi ki online şirketlerin tümünün etkilendiği dot.com krizi. Mercata bu sürede ayakta kalmaya çalışmış farklı ürünleri sunmaya çalışmış olmasına ragmen eski fiyatlandırma politikasını elinde tutamadığı için fazlasıyla müşteri kaybetmiştir.

Mercata’ya benzememek için ne yapsak?

Nakit sıkıntısı çekmemek için elde daima nakit tutmak gerekmektedir. Müşterilerine hangi ürünü alarak ne kadar indirimle alacağını belirten toplu alma sitesi olan mercata.com ,nakit sıkıntısı çeken internet şirketlerinin yatırımcıları geri getirmede ne kadar sıkıntı çektiklerinin bir göstergesidir.

Ürün yelpazesini geniş tutarken bunları aynı anda sunabilmek, doğru zamanda işe başlayıp doğru zamanda yatırım kabul edip, doğru zamanda borsaya çıkmak, ürünlerde hem fiyat olarak hem de özellik olarak iyileştirmeye gitmek ve tedarikçilerle arayı hiç bozmadan anlaşmalar yapabilmek çıkarılabilecek en iyi dersler olsa gerek.

Başka bir iyi vak’a da karşılaşmak dileğiyle. Kalın Sağlıcakla.

 

bankacılık ya da başka sektörlerde mobil uygulama kullanıyormusunuz? Kullanıyorsanız en sevdiğiniz yönü nedir?

bankacılık ya da başka sektörlerde mobil uygulama kullanıyormusunuz? Kullanıyorsanız en sevdiğiniz yönü nedir?

Answer here

Uçuruma Çevrilen Pedallar

                                

Bir külah dondurma canın çekti ama yerinden de kıpırdamak istemiyor musun? O zaman kozmo.com

Kozmo.com da aslında diğer girişim hikayeleri gibi bir anda canlanan fikirlerden. 1997 yılında Amerika’da bir evde; arkadaş ortamında birşeyler atıştırırlarken, almak istedikleri şeyleri dışarı çıkmak yerine keşke ayaklarına biri getirse diye düşünmüşler ve tohumu atmaya başlamışlar. Bir çok web tabanlı iş gibi kozmonun hikayesi de böylece başlamış. Yemek, içmek adına her şeyi kozmo olarak gören yaklaşık 20 işçi ve onların inanılmaz çalşmaları. Müşterilerin üzerinde kurdukları odak ise ücretsiz dağıtım ve istediklerinin anında ayaklarına gelmesi yönünde olmuştur.

Kozmo’nun sadece internet sitesi değil bir ambar olduğu da düşünülebilirdi ve tamamıyla dağıtım odaklı teknoloji ve bir çok alanda dağıtım yapan bir lojistik şirketiydi. UPS ve FEDex gibi firmaların yerine tercih edilebilecek bir model haline gelmeyi düstur edinmişler ve başarılı olmaya da başlamışlardı. Göze batan bir diğer tarafı da ırkçılık denen kavramı ortadan kaldırmayla başarmıştı. Ekranın karşısında kim oturursa otursun hiç fark etmiyor, verilen sipariş en hızlı şekilde o kişiye ulaştırılmaya çalışılıyordu. Müşteriler kozmo.com’un bu tarafını da çok sevdiler. Öyle kaliteli çalışıyorlardı ki; kozmo asla kuryelerine sıcak pizza dağıttırmadı. Bir çok yerde olan ve talep edilen ürün olmasına rağmen kuryelerinin güvenliği açısından ,onlara bisikletlerinde büyük kutular taşıtmamak adına hiçbir zaman pizza dağıtımı yapmadılar. Böylece sadece müşteri odaklı değil çalışan odaklı olduklarını da gösteriyorlardı.

Ve artık hızlı büyüme süreci başlamıştı…

Siparişlerden ekstra taşıma ücreti almamaları sayesinde her siparişlerinde bu noktada az da olsa para kaybediyor ama bu şekilde büyümeye de devam ediyorlardı. Satışları neredeyse her ay % 30 artış gösteriyordu.

Sattıkları ürünlerin çeşitliliği çok fazlaydı. Satışların iyi gitmesiyle tedarikçilerde kozmo için stoklarını açmışlar ve onlara gerekli özeni gösteriyorlardı. Örneğin; İlk olarak video satmaya başladıklarında bunları film stüdyolarından perakende olarak almaktaydılar ama daha da büyüdükçe firmalar ile gelir ortaklıkları anlaşmaları yapmaya başladılar ve bunları gören bir çok film şirketi bu durumu kaçırmak istemiyordu. (Universal, 20th Century Fox, and Warner Brothers  gibi şirketler de bu yatırımcılar arasında idi.) Ayrıca ürünler için çeşitli kategoriler de belirlemişler örneğin kahve Starbucks’tan gönderilirken çiçekler Gerald Stevensdan alınıyor, bunun karşılığında firmalar ya stoklarını kozmo.com a tahsis ediyor ya da oldukça fazla oranda indirim yapıyordu.

Genel olarak siparişler akşam 7 ila 9 saatleri arasında verilmekteydi günün sabah saatlerinde ise bu sipariş oranı %1o lara kadar düşmekteydi bunun için de firma şöyle bir strateji geliştirmişti:bir saatte dağıtım yapılabileceği gibi gün içinde bir saatten daha fazla sürede dağıtım seçenekleri sunulmuştu bu da kozmo’ya esneklik getirmiş ve karlılık oranını artırmıştı.

                           

Müşteriler; kozmo .comun webe uzun zamandır eksik olan anlık haz kattğını ifade etmeye başladılar.

Temmuz 2000’ gelindiğinde 11 lokasyonda Kozmo’nun tam 400.000 müşterisi vardı.(Atlanta, Boston, Chicago, Houston, New York, Los Angeles, Portland (Ore.), San Francisco, Seattle, San Diego, and Washington, D.C. gibi şehirlerde)..Ve bununla birlikte “kozmonot” diye adlandırdıkları 2600 işçisi olmuştu Kozmo.com’un.

                          

 

En tepe noktasına geldiğinde 3300 çalışanı olan ve aralık ayında 25 milyon dolar yatırımı risk sermayesine eklemekteydi.

Şirket aralık ayında amazon.com 31.8 yüzdelik bir hisseyi 60 milyon dolara aldığında büyük bir güç aldı. 150 milyon dolar Starbucks’ın promosyon anlaşmasından sağladı. Flatiron Partners gibi firmalarda yatırımcılar arasına girdi.

Kısacası artık Kozmo.com o yılların ekonomi devlerinin arasına girmeyi başarmıştı, çok kısa bir dönem içerisinde. Birçok avantaj ve geliştirdikleri strateji onları bu noktalara getirdi. Getirdi getirmesine de yanlış neredeydi?

Eğer firenler bir an önce tamir edilmezse,kozmo.com birden duvara toslayacak

Bir yerde hata yapıyorlardı, çünkü bu hızlı yükselişin ardından bir anda hızlı bir düşüş başlamıştı Kozmo’da. Bunu bulmaya çalışırlarken işler iyice sarpa sardı.

Farketmişlerdi ki; iş modeli ile ilgili ilk temel sorun:oldukça pahalı olan eve teslim hüzmetini ücretsiz sunması,hatta geriye kar etmesinin zor olduğu çok az karlı ürünlerde bile. Liderliği Burdo isimli kişiye verdiklerinde onun iş zekasıyla bu ortaya çıkmış ve ilk açıklamasında; “bazı değişikliklere gideceğiz, bunlar az sayıda maliyetli siparişlerin değişimi ve büyük biletli materyallerde değişiklik olacak” diye bu hataya özellikle vurgu yapmıştı.

1999 yılı itibarıyla başlayan yanlış pazarlama stratejileri, hızlı büyüme neticesinde stratejik düşünmeden açılan farklı lokasyonlar, yatırımcıların söz verdikleri yatırım miktarlarını düşürmeleri, lokasyonlar arasında Afro Amerikan Bölgelerine satışın olmayışının iddia edilmesiyle ortaya çıkan kötü reklam ve kaybedilen para miktarı, en önemlisi ortaya çıkan dot-com krizinin etkileri Kozmo’yu gün gün harcamış ve iflaşın eşiğine getirmişti. Tüm bu sebepler üst üste gelince; kozmo şirketi halka arzdan vazgeçip, nisan 2001’de websitesini kapattı, 1100 işçiyi işten çıkartarak, şirketin tasviyesine başladı.

Akıllarda sadece şu cümle kaldı;

“Eğer daha fazla zaman verilseytdi ve daha yardımsever olnsaydı kozmo.com köşeyi dönecekti ve şimdi de büyüyor olacaktı.”

Peki şimdi onlar neredeler?

Nisan 2005’te eski CTO Chris Siragusa kozmo.coma benzeyen MaxDelivery yi açtı ve Manhattan’da yiyeçek, içecek, şarap, vcd gibi malzemelerin dağıtımı için hala çalışmakta.

Asıl Kuruculardan Joseph Park Askville’in kurucu ortaklığını yaptı. 2009’da amazon.com’a geçerek biblegateway.com’a başkan oldu.

Eski kurucu ortak Yong Kang, Wall Street’e dönerek eski işi olan bankacılığa Lehman Brothers’da devam etmekte.

Kozmo.comdan alınacak 300 milyon dolarlık dersler

Başkaları ile ortak iş yap(stratejik düşün ve sana gerçekten sadece para kaynağı değil network ve yan faydalar sağlayacak kişi ve kurumları da hesaba kat)

Yenilikler için esnek ol(devamlı hızlı adımlar atıp bu adımların yanlış olduğunu daha sonra görmektense yenilik yapılacak olan adımları atmaya gayret göster)

Tutumlu ol(parayı kazanmak onu yönetmek,harcamak ve kontrol etmek taraflarını da sana beraberinde getirsin)

Kendini çok fazla paralama(herşeyin üstüste olduğunu gördüğünde daha da kötüye gider insan, bu durumda pozitif olmaya çalış, işleri daha kötü yapmaktansa küçük delikler bul, sana çıkış noktası yaratabilecek)

Küçük düşün(Gökteki ay’a ulaşmayı hedeflemeden önce yıldızları tutmayı dene)

Hızlı büyüme(herşey güllük gülistanlık düşüncesiyle adımlarını sıklaştırman ayağının takılmasına neden olabilir)

Yoğun bir görüşme sonrasında dikkatlice işe al(İnsan kaynakları süreci bir iş’in olmazsa olmazı, bunu asla unutma)

Karakterinle ilgili bütün riskleri göz önüne al(eksikliklerini diğer ekip arkadaşlarınla kapatabiliyorsan doğru yoldasın demektir)

Yoksa senden geriye kalan sadece birkaç parça eşya olur. Kozmo’da olduğu gibi;

  

1 2 3 4 5